Yazıyor, yazıyooooooor...

 

 

Genzimde tozlu kağıt kokusu, damağımda mürekkep,

Kulağımda demir parmaklık gıcırtısı…

 

Bugün; 10 Ocak... Çalışan Gazeteciler Günü... 

Gününüz kutlu olsun demek isterdim ama diyemem, demem! 

Özgürlüğü elinden alınmış gazetecilerle, sansürlü basınla ve doğru-tarafsız haber alma özgürlüğüne tecavüz edilmiş halk ile dalga geçmiş gibi hissederim kendimi. 

 

Neymiş bu 10 Ocak kanunu?

Milli Birlik Hükümeti döneminde, 5953 sayılı ‘Fikir İşçileri Kanunu’nu değiştiren 212 sayılı kanun, ‘Basın mesleğinde çalışanlar ile onları çalıştıranlar arasındaki ilişkileri düzenleyen’ bir kanundu.

 

Bu kanunla birlikte, ‘fikir işçileri’nin yani basın mensuplarının çalışma koşullarını ve haklarını düzenleyerek, tarafsız ve özgür basını destekleme yolunda önemli bir adım atıldı.

·         BASIN Hürdür, Sansür Edilemez. *22. Madde’nin ilk Fıkrası

·         Yayın yasağı konamaz. *22.Madde’nin 4 Fıkrası

·         Gazete ve dergiler toplatılamaz. * 22. Madde

·         Gazete ve dergiler kapatılamaz. *1971’de 22. Madde’nin 6.fıkrasına eklendi.

·         Gazete ve dergi çıkartmak için önce izin alınmaz, milli teminat gerekmez. * 1971 - 23.Madde

·         Basımevlerine basım araçlarına el konamaz. * 1971- 25.Madde

·         Cevap ve düzeltme hakkı, ancak kişi onuruna zarar veren ve hatalı haber girme durumunda kullanılır. * 1971 – 27.Madde

 

52 yıl önce, 10 Ocak’ta gazete patronları eylem yaptı çünkü;

Çalışan gazetecilerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasa, gazete patronlarının pek hoşuna gitmedi. Yasadan önce gazetecilere, yazdıkları bir haberden dolayı suçlandıklarında, kendilerini savunma ve suçsuzluklarını ispat etme hakkı tanınmıyordu. Göreve gazete patronları tarafından gönderilmiş olmalarına rağmen, hakları tanınmıyor ve hapis cezası alıyorlardı. Yasanın yeniden düzenlenmesinden sonra, gazetecilerin kendilerini savunma hakkıyla birlikte, gazete partonlarının da sorumlulukları hatırlatıldı ve ceza gerektiren bir durum ortaya çıktığında, 10bin-25bin lira para cezası ödemeleri öngörüldü.

Elbette bu durum, gazete patronlarının hoşuna gitmedi çünkü sorumluluk almadan iş yaptırmak daha kolaydı.

Yasanın kabulünü halka beyan etmek için 10 Ocak’ta yayınlanması gereken haber, bazı gazete patronları tarafından protesto edildi. PATRONLAR, o gün gazete çıkarmama kararı aldı. İfade ve halkın haber alma özgürlüğüne okkalı bir tokat atmak istediler fakat başarılı olamadılar. Gazeteler, gecikmeli de olsa, birkaç gün içinde yeniden yayınlanmaya başlandı. Bazı gazete çalışanları, gazetelerine el koyarak, baskının durdurulmasını engellediler.

Söz konusu özgürlükçü yasanın kabulü, hem patronların yasaya karşı çıkışı hem de gazetecilerin yasalarına sahip çıkışı ile bu tarih; unutturulmaması gereken anlamlı bir nitelik kazandı.

 

Demokrasinin ilk koşulu, düşünce ve ifade özgürlüğüdür.

Basın organları, toplumların sosyal yapısına doğrudan nüfus eden en güçlü iletişim araçlarıdır. Eğer bir kişi ve ya kurum bu gücü kısıtlama, değiştirme, sansürleme, kontrol etme yetkisine sahip olursa, bu güçlü iletişim aracı, artık mutlak monarşik bir silaha dönüşür.  Bu gücü elinde tutan bireysel ya da siyasi otorite,  toplumun ne düşüneceğini, ne giyeceğini, hangi rengi seveceğini, dinleyeceği şarkıları, konuşacakları dili, inançları, siyasi görüşünü belirlemek ya da değiştirmek gibi etkili ve demokratik olmayan bir silah elde etmiş olur.

 

Biri ne istiyorsa, neye izin veriyorsa onu okumak…

Ülkede, yasalarla belirlenen bir biçimde ya da sadece bir baskı yöntemiyle, gazete sansürleme yetkisi olan siyasi bir otorite var ise, gazeteler bu otoritenin hoşuna gitmeyecek hiçbir şeyi yazmaya cesaret edemeyecektir. Yani, gazetecinin fikir işçiliği hakları ve halkın tarafsız ve doğru haber alma hakkı elinden alınmış olur.

 

Fikir işçisi olmak, taş işçisi olmaktan zordur…

 

Gazeteci; masalcı değildir, romancı değildir, şair değildir… Gazeteci, bir başkasının ya da kendisinin hayallerini yazmaz. . İster doğrudan iletsin, ister kalemiyle süslesin, yorumlasın… Gazeteci; haberleri yazar çünkü o’nun görevi görmek, duymak ve iletmektir… Gazetecinin araştırma yetkisini elinden alamazsınız.  Gazetecinin kullanacağı kelimelere karar veremezsiniz. Gazeteci’nin ileteceği haberleri engelleyemezsiniz. Fikir işçisi olmak, taş işçisi olmaktan zordur çünkü bazı fikirler her şeyden daha ağırdır, onları baskı altında taşıyamaz, işleyemez, parlatamazsınız.

Fikirlerinden ya da yazdıklarından dolayı, gazetecileri tutuklayamazsınız!

 

ÖZGÜRLÜĞE DARBE…

Darbeden sonra, 1961 Anayasası’nda düzenlenen maddelerde kısıtlamalar yapıldı ve basın özgürlüğü yeniden kısıtlanmış ve kontrol altına alınmış oldu.

 

…ve Bugün

Gazetecilerin hak ve özgürlüklerini tanımlayan yasanın kabulünün 52. Yıl dönümünde; farklı siyasi görüşe sahip yüzlerce gazeteci-yazar demir parmaklıklar ardında.

Neden? Siyasi otoritenin hoşuna giden cümleler kurmadıkları için. Siyasi otoriteyi eleştirmeye cüret ettikleri için. Araştırıp, görüp, yazdıkları için… Fikirleri, birilerinin fikirleriyle uyuşmadığı için...

Ne ahmaklık! Haberleri kırpıp, gündemi değiştirseler, etliye sütlüye karışmasalar, siyasi otoriteden övgü ve kıvançla bahsetseler, zam haberlerini, yolsuzluk haberlerini, şifre şikelerini karartsalar kıdem yükseltip zam alırlardı oysa... 

 

Gününü kutladığımız bu yasaya göre, yazdıkları haberden dolayı özgürlükleri ellerinden alınmış, hapse atılmış ya da göz altına alınmış gazeteciler olmaması gerekiyordu!

 

 

Yine de... bazen yazmak için; kaleme kağıda ihtiyacımız yoktur. 

Kitapları yasaklatabilirler, kağıtları yakabilirler, kalemleri elimizen alabilirler. Neyse ki hala, düşünebilen birileri var.

 

koğuşta.kurşun.kalem.lekesi.ocak.iki.bin.on.üç

Hilal Durdaşoğlu

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !