'yedikleri acı meyvenin sonucunu beklesinler' derken?

Ne güzel bir gün... 

 

Hala, toplumu 'erkek' zannedip, kadını; erkek olan toplum için  'üreme, doğurma, hizmet etme, toplumu (yani erkeği) memnun etme' görevlerini yerine getirmek zorunda olan 'insan yardımcısı' sanan bir zihniyet var. 

 

Bu zihniyete göre 'kadın' erkeğin hoşuna gidecek her şeyi yapabilir, erkeği memnun etmeyecek hiçbir şeyi yapmamalıdır. Toplum ahlakı denilen şey; ''erkek'' olduğu kabul edilen ve bu doğrultuda maskülen kavramlarla şekillendirilmiş, yani erkeklerin hoşuna gitsin diye belirlenmiş kurallar ve baskılar bütünüdür. 

Dikkat ederseniz, kadının saçı kapatılır ''edep yerleri'' yani yuvarlak, kadınsı, güzel olan yerleri örtülür çünkü eğer erkek o güzel yerleri görürse tahrik olacaktır, canı çekecektir ve sahip olmak isteyecektir, tecavüz edecektir... 

Yani; kendine, nefsine hakim olamayan bir yaratık olmasının yanı sıra, canı çekerse her şeyi yapma hakkı olan erkekten korunmak için, örtünmeniz gerekir ama erkeğe kadına seks kölesi gibi davranma hakkı olmadığı öğretilmez. 

 

Bunun yerine; erkeğin nefsini ve kendini eğitmesi, rahminden çıktığı annesinin de bir kadın olduğunu hatırlaması, sokakta biri baktı diye dövdüğü kız kardeşinin de bir kadın olduğunu hatırlaması beklenemez... Erkeğin kendini eğitmesi ve ''insan'' olması yerine, kadınların erkeğin küçük, marifetli, itaatkar ve hizmetkar yardımcıları olmaları beklenir.

Göster amcalara pipini

Doğduğu andan itibaren 'erkek'; sadece erkek cinsel organına sahip olması sebebiyle toplumun ta kendisidir.

Erkek güç, kudret sahibi, hükümdar ve kural koyucudur.

 'Erkek adam' tabirindeki erkek bir cinsiyeti, adam ise onurlu güçlü kudretli erdemli olma vasfını temsil eder. İlginçtir ki 'kadın adam' diye bir tabir duyulmamıştır çünkü bu erdemler erkeklere özgüdür. Erkek adamlar her yerde pipilerini gösterebilir, namuslu kadınlar da erkekler ne isterse yapan kadınlardır. 

'Hayat müşterektir' ne demek? 

Kadının çalışmasını garipseyen zihniyet; kadının tek görevinin toplumun gelişmesi ve nüfus artışı için çocuk doğurmak, çocuk yetiştirmek ve görevi 'çalışmak' olan toplumun (erkeğin) motivasyonunu sağlamak olduğunu savunur.

Bu sebeple, toplum; eğer kadın evden çıkarsa, gerçek 'insan' olduğunu fark edip, kendi istekleri, amaçları, mutlulukları, hüzünleri, başarıları olabileceğini fark ederse, toplum düzeninin bozulacağını savunur. 

Kadınların beyinlerini, ruhlarını, kalplerini, akıllarını kullanmalarına gerek yoktur. ille de kullanacaklarsa da sadece evlerinde kullanmalarında fayda vardır çünkü eğer dışarı çıkarlarsa evdeki işler aksar, erkekler mutsuz olur... 

Bu durumu, ''yazık, kadınlar erkekler gibi dışarda olmaya, çalışıp para kazanmaya ya da sosyal işler yapıp başarılar kazanmaya özeniyor, dışarda olan kadınlar (ahlaksız oldukları için) erkek onlarla evlenmek istemiyor, yazık onlar da hem erkeksiz hem parasız kalıyor... Oyüzden kadınlar evde olmalı'' diyerek cahilce, faşist bir cinsiyetçilikle ve taraflı olarak savunma cüretini göstererek kanıtlamak isteyen 'adamlar' var.

 

Bu ''adamlar''; çalışan kadını sevmiyor çünkü kadının erkeğe bağlı ve bağımlı olmasına alışmışken, özgür ve erkekle eşit olmasına tahammül edebilecek düzeyde değiller.

Bu ''adamlar'', evde oturan karılarını ''dışardaki'' kadınlara bakarak, tavlayabildikleriyle yatarak, hiç olmadı para verip kendilerine hayat kadını tutarak aldatıyorlar fakat karıları evde oturdukları sürece, o adamlar hep 'namuslu adamlar'...

Bu ''adamlar'', 12 yaşında kız çocuklarıyla evlenebiliyorlar ama çalışan kadın namussuz ve zavallıyken, bu adamlar ''namuslu adamlar'...

Bu ''adamlar'', erkeğine bağlı ve bağımlı olduğu için güçsüz olan, zayıf olan, ses çıkartamayan, erkeği eve geldiğinde önüne yemek koymak zorunda olan ve sanki tek dünyaya geliş amacı buymuş gibi davranan, karılarını dövme hakkına da sahiptir çünkü erkek olmak, haklı olmaktır.

Nankörlük etme kadın,

yediğin önünde yemediğin arkanda!

 

Bu ''adamlar''; çocuk doğurmazsa ''kısır'' diye işe yaramaz sayılan, erkek çocuk doğuramazsa ''eksik ve kusurlu'' diye aşşağılanan kadınların, bu eksiklikliğe inanmalarını ister.

Bu ''adamlar''; Erkek çocuk doğuramayan kadınları,  üstüne kuma getirip kocasının aynı evde 2-3 kadınla yatmasına razı olabilen ve bunu doğal kabul edebilen kadınları ''namuslu'' kabul eder.

Bu ''adamlar'';  'zavallı', ''eksik etek'', ''yarım akıllı'', ''sırtından sopa karnından sıpa eksik edilmeyen'' karılarının

akıllanmalarını, güçlenmelerini,  nasıl bir hayat yaşamak istediklerini düşünmelerini ''kötü yola düşmek, kışkırtılmak, nankörlük etmek'' olarak görürler. 

 

Başbakanın ''en az 3 çocuk yapın'' sloganının altında; kızlarınızı erkenden evlendirin, öyle çok okumalarına gerek yok, çalışmalarına da gerek yok, çocuk doğursun, evde otursun, çocuklarına baksın ve erkeğine hizmet etsin, biz de mutlu bir toplum olalalım'' mesajı vardır. 

Çünkü; bir kadının en az 3 çocuk (yani, 3, 4, 5, 6... çocuk kadının kıdemini arttırır) doğurabilmesi için, ilk çocuk için 9 ay hamilelik, 3 ay loğasalık, 1-2 seen emzirme dönemi derken, çocuk 3 yaşına gelene kadar yani ortalama 4 senesini çocuğa gçre planlaması, 2. çocuk için de + 3, 3. çocuk için +3 sene, yani ortamala 10 senesini sadece çocuğa göre planlamasını gerektirir. Hamileleik süreci, loğasalık dönemi, emzirme dönemi, çocuğun bebeklik dönemi, çocukluk dönemi...  (hastalık, yaramazlık, ergenlik...)

Bu süreçte, kendi hayatının hiçbir önemi olmayan kadın, kendi isteklerini, beklentilerini, hedeflerini ve hayallerini 2. plana atmak zorundadır. O halde, böyle bir durum bir dayatmayla, siyasi otoritenin talebiyle ya da sırf erkek istedi diye olmaz. Annelik, kutsaldır ve bunu ancak kadın isterse yaşamalıdır. 

'Evinin kadını, çocuklarının anası' tabirinde kadının da 'insan' olduğundan bahsedildiğini göremedim!

Erkek egemen toplum düzeninde kadına biçilen rol, önce babasının kızı, sonra kocasının karısı, sonra çocuklarının anası olma hiyerarşisine dayanır. Yani kadın, başında erkek olmadan tek başına bir sıfat ya da vasıf sahibi olamaz. 

(Eski bir filmdir ama değer; Henrik Ibsen'in Nora-Bir Bebek Evi filmini izlemenizi öneririm)

Kadın öncelik sırasını kendi belirlemelidir! 

Kadın, birinin karısı olmaya kendisi karar vermelidir, çünkü birinin karısı olmak, erkeğin de bir kadının kocası olması anlamına gelir ve bu, kadının erkeğin hayatına dahil olması anlamında değil, kadın ve erkeğin artık ortak bir hayatı paylaşması anlamında olmalıdır. 

 

*(İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 16
1.    Yetişkin erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından herhangi bir sınırlama yapılmaksızın, evlenmeye ve bir aile kurmaya hakkı vardır. Evlenmede, evlilikte ve evliliğin bozulmasında hakları eşittir.
2.    Evlilik, ancak evlenmeye niyetlenen eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır.)
 
Kadın, bir erkekle ve ya yalnız yaşayıp yaşamayacağına kendisi karar vermelidir, çünkü babasının evinden çıkıp kocasının evine girme zorunluluğu varmış gibi davranılan kadın, 'insan' olma ve kendi seçinlerini yapma özgürlüğü elinden alınmış olur. 
 
(*İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 17
1.    Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkı vardır.
2.    Kimse mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz.)

Kadın, anne olmaya kendisi karar vermelidir, çünkü annelik, artık kadının hayatındaki her şeyi değiştirecek ciddi bir sorumluluklar bütünüdür ve asla vazgeçilemez, devredilemez özel bir süreçtir. 

Kadın, nerede ve nasıl çalışıp çalışmayacağına kendisi karar vermelidir, çünkü ev kadınlarının çalışmıyor olduğunu düşünmek, kadınların çalışmaması gerektiğini düşünmek kadar büyük bir hatadır. KADIN, erkekten farksız olarak, nasıl bir hayat yaşaması, ne için ve ne şekilde çalışmak istediğini kendi seçebilme hak ve özgürlüğüne sahiptir.

 

 

(*İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 23
1.    Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.
2.    Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.
3.    Çalışan herkesin, kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeyde, adil ve elverişli ücretlendirilmeye hakkı vardır; bu, gerekirse, başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmelidir.
4.    Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır.)

 

 

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç demiş ki, "Kadınlar yemekte oldukları 'acı meyve'nin sonucunu beklemeliler" "Kadının birinci görevi annelik ve ev hanımlığıdır. Kapitalist piyasa kadını ev dışına çıkarıyor, ev hanımlığını itibarsızlaştırıyor. Erkek kışkırtılmış kadınla evlenmek istemiyor. Olan kadına oluyor. Yüz binlercesi iş, aş peşinde, yalnız." "Kadınlar çalıştığı için erkek fıtri (yaradılış) rolünü kaybedip vahşi cinayetlere sürükleniyor" 

... Bu sözler bana masum bir tespitten çok, toplumsal bir tehdit gibi geldi... BAKIN EKSİK AKILLI KADINLAR, BOŞYERE ÇALIŞACAĞIM DİYE TUTTURMAYIN, NASILSA BECEREMEZSİNİZ, SONRA ERKEKLER DE EVDE OTURMAYAN KADINI ALMAZ, ORTADA KALIRSINIZ, YAZIK... 

Yedikleri acı meyve derken? 

Eksik etekli yarım akıllı azik kadınlar evden çıkmasın, erkeklerin istedikleri dışında bir şey yapmasın, yazık zaten akılları yetmiyor, iş peşinde aş peşinde sefil oluyorlar, öyle kadınları da kimse almıyor mu diyorsunuz!

Sizin DÜNYANIN BAŞARILI KADINLARI listesinden haberiniz yok mu?

Kadınların artık her sektörde erkeklerden farklı olmaksızın çalıştıkları ve başarılr elde ettiklerinden haberiniz yok mu?

Siz her kadını, kendi sınırlarınız ve kurallarınızla kısıtlayarak, eksik olduğuklarına inandırdığınız kadınlar gibi mi sandınız yoksa aksine, her kadın tıpkı o sizin memnuniyetinize mashar olan 'erkeğin uydusu'  kadınlar gibi olmasını istediğinizi gösteren bir itiraf mı bu! 

Evet tam de öyle fakat görülüyor ki siz bunu bir itiraf gibi değil de, haklı bir mesele, bilimsel bir tespit, sosyal bir araştırma gibi sunmaya çalışmışsınız...

Evli ve 5 çocuk babası Ali Bulaç, 'evden çıkıp çalışmak isteyen kadın, toplum yapısını bozar' diyor. 

Böyle kadını erkek almaz diyor. Hemen biraz durduralım sizi Ali Bey, kadını almak diye bir şey yoktur, kadın ve erkeğin birlikte karar verip evlenmesi diye bir şey vardır. Sizin 'kadını almak'tan kastınız, kadının ilk sahibi olan babasından alınıp, ikinci sahibi olan 'kocasına' teslim edilmesidir. Yani kadın sahipsiz, erkeksiz yaşayamaz. 

Benim evlilikten anladığım ise, birbirini seven ya da kişisel herhangi bir duygu yada sebeple, kadın ve erkeğin eşit olarak ortak bir hayatı paylaşmaya karar vermesidir. 

Tabi, hak vermek lazım, bu adamcıklar da haklı, nerede o ''ben bilmem beyim bilir'' diyen kadınlar... Onlar yerine artık, 'beyim bilir, ben de bilirim, bu yüzden birbirimizi seçtik' diyen kadınlar var... 

 

Çalışan, kişisel gelişimini sağlamay çalışan, erkek-kadın ayırt etmeksizin, toplumsal cinsiyet faşizmine karşı durarak, utanmadan kendi ekonomik özgürlüğünü kazanan, utanmadan erkek işine elini sürüp eğitim alarak siyaset bilimci olan eşitlikçi... yani ahlaksız bir kadın olarak, kadını köle sanan tüm adamcık'ları kınıyorum.

 

 

Ali Bulaç'ın demokratik toplum düzenini anlamadığını gösteren ifadelerinin yer aldığı gazete haberini okuduğum link: http://www.haberturk.com/polemik/haber/811529-ali-bulactan-sok-sozler

 

Ne diyelim...

Ne güzel söylemiş Volteire: 'Söylediklerini kabul edemem ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim.'

 

Dilerim insanlar, bu gerici ve demokrasiye aykırı görüşlerden etkilenip, zehirlenmesin... 

 

hala.namuslu.kadın.sıpalı.kadındır.diyen.var.ocak.iki.bin.on.üç

Hilal Durdaşoğlu

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !